Taken 2 ile bize yapılan yamuklar

Geçtiğimiz perşembe Taken 2 filmine gittim, önemli olan 2 faktör var filmi seçmemde. Birincisi İstanbul’da geçiyor olması ikincisi ise Liam Neeson gibi kurt bir adamın performansını izlemek istiyor olmam.

İlk filmde kurguyu ve oyunculuğu beğenmiştim, durum böyle olunca beklentilerde yüksek oluyor. Sabırsız bekleyişin ardından film başladı, ilk 5-10 dakika klasik holivud sahnelerinden oluşturulmuş bir film ile karşılaştık. Başrol oyuncusunu öven sözleri geçtikten sonra film İstanbul’a atladı. İşte filme odaklanmaya başladığım nokta burada başlıyor.

İstanbul deyince akla gelen ilk manzara şüphesiz ki boğaz manzarası, yönetmen de böyle düşünmüş olacak ki İstanbul’da geçen sahnelerde sık sık kullanmış bu manzarayı.

Güzel bir başlangıçtan sonra dönüşüm başlıyor! Dönüşüm ? Evet, İstanbul’u 5 dakika boğaz manzarasıyla anlattıktan sonra filmin odağı arka sokaklar. İstanbul sanki sadece arka ve ara sokaklardan oluşuyormuş hissi veren bu sahneler beni boğdu açık söyleyeyim.

Bir sahnede Bryan (Liam Neeson) kızına İstanbul’u anlatıyor, “…bir yakası Asya diğer yakası Avrupa, tarih boyunca burayı fethetmek için sürekli savaşlar yapılmış… bunları okuduğum kitaptan öğrendim…” diyorsunuz ki vay be helal olsun İstanbul övülüyor, Türkiye için sevindirici haber. Ama bir sahne sonra çat 90 model polis arabaları. İlk gördüğümde pek bir tepki vermedim ama filmdeki tüm polis arabaları 90 model olur mu yahu ? Belki bu noktada aşırı tepki göstermiş olabilirim ama devam ediyorum, inanın haklı nedenlerim var.

Öncelikle söylemek istiyorum bu söylemlerim hiç bir şekilde din odaklı değil, sadece farklılıkların gösterilmesi gerektiğinden yanayım. Film boyunca çoğu sahnede çarşaflı bayanlar gösteriliyor ve amerikalılar bu bayanları görünce öcü görmüş gibi korkuyorlar. Filmi izleyen bir yabancı eğer film ve İstanbul hakkında bilgi sahibi değilse, “burası neresi Arap ülkesi mi” diyecektir adım gibi eminim.

Bunların yanında bir çok absürd ve “ülkemizin anlatıldığı” zannettiğimiz ama bizi ve kültürümüzü yermekten başka hiç bir halta yaramayan noktalar var.

İstanbul’u ve yaşayan insanları çağın gerisinde kalmış gibi gösterip de ellerinde son teknoloji cihazlarıyla boy göstermeleri de tabii işin farklı bir boyutu.

Kısaca toparlamak gerekirse filmden hiç mi hiç memnun kalmadım, beğenmediğim noktalarda oyuncuların payı tartışılır ancak senarist ve yönetmenden hiç hoşnut kalmadığımı belirtmek isterim.

Film için vereceğim puan ise 10 üzerinden ancak 5 olur. O da Liam Neeson ve boğaz manzarası için.

Kenan CANOL

Google sayfama göz atabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir