Yepyeni Oyunlar

Sade Çim ve Sim’e bakarak bunca konu, olgu ve duygu oluşuyorsa içimde, buna sebep benim dikkatim ve duyarlılığım kadar onların duruşu, duru yüzleridir. Beni onlara çeken belki benim içimde taşıdığımdır. Başka bir zamana ait oluşları, incelik bir temelde yükselmeleri, bu dünyayı ancak zarafet ve nezaketle değiştirebileceklerine inanmaları ve bundan doğan sonsuz bir sıcaklık ve samimiyettir.

Sim’in sağ bahçe katının çok güzel bir balkonu var. Fazla büyük değil, şöyle bir masa, iki sandalyelik. Orda ~mis gibi çayını koyup tazecik kurabiyeler ve fırından gelen kek kokusu eşliğinde~ öyle ve öylesine mutlu olunabilirmiş gibi geliyor bir ömür boyu. Sonra uçuşan bembeyaz masa örtüsü üzerinde iki kişilik bir akşam yemeği yenir, mum sonuncu sigaranı yakana dek yanabilir, gözlerin dolana dek gülebilir, çok sevdiğin şarkıyı söyleyebilirsin orda. Vakit böyle akıp giderken ya da geçmek bilmezken oturabilirsin biteviye. Ve hayat olur.

Belki böyle bir sakinlik beklediğim. Ya da daha doğrusu, onca hareketlilikten sonra gelecek olan sakinlik: Ruhumun sakinliği. Artık her gördüğüne, her duyduğuna kapılmayan, her dokunandan alınmayan, her acıda yaşarmayan, şöyle hayatı süzüp kaymağını toplayan bir ruhun sükuneti olacak. İşte o vakit oturmak isterim o balkonda. Öylesine pürüzsüz, püripak.

İnsan sakin bir ruhla çok daha hareketli olabilir halbuki çok gelgitli bir ruhla fazla hareket edemiyorsun, çakılıp ya da takılıp kalıyorsun. Kafanın içindekileri izlerken vakit su olup akıyor, sense son sürat koşan fikirlerinin peşinde sürükleniyor, kimi zaman da yorulup kıyıya vuruyorsun. Az biraz unutunca yorgunluğunu, yine dalıyorsun orta yerinden. Çırpınıp çırpınıp boğuluyorsun minnacık havuzunda. Yoktan yere. Kendi filene yakalanıyorsun. Çevreden atılan her yeme aldanıyorsun. Bir küçük kırmızı balıksın sen haberin yok. Şaşkınsın. Yalnızsın bu denizde ama aşkınsın. Aşksın.

Tatlı su balığısın sen. Ne gerek var bunca akla fikre? Zihne ne gerek var? Düşünceye değil düşe ihtiyacın var. Sen yeter ki inan ve düşle, gerisi –gerçeklik ardınca gelecek tüm parlaklığıyla. Alların pulların var senin, gerek yok ağlamaya. Sen yeter ki gül ve bekle, gerisi –tüm balıklar hatta deniz yıldızları bile oyunlar1 ile sana gelecek. Deniz kabukları açılacak sana bir bir, muhteşem hazinelerini serecekler önüne ve en son denizatlı prens gelecek mercandan kalbiyle. Sarıp sarmalayıp istiridyesindeki incilere yatıracak seni. Sedef beyazı incilere.

Bugün dokundum onlara, onca zamandan, uzun tanışıklığımızdan sonra ilk defa. Girdim içeri o kapıdan, Çim’de yürüdüm ve Sim’e karıştım. Siluetimi gördüm onda: 9/2. Gitmeden evvelki son birkaç kareden biri oldu bu hem de fotoğraf karesi: Ben onları, onlar da beni çekti ve evet kız kardeş oldukları doğruymuş.

Kenan CANOL

Google sayfama göz atabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir